18 Ağustos 2018 Cumartesi

Yazının adı: senin adın, benim adım...


Yazının adı: senin adın, benim adım... Korkuyorum... Yaşam korkunç derecede kötü çekilmiş iyi bir film gibi. Büyüyorsun ne yazık ki büyüyorsun. Bende yaşlanıyorum sanırım. Daha katı oldum, daha korkak. Zihnime bazı şeyleri anlatamıyorum. Ölüler mezar kazmaz, canlılar ölülere mezar kazar. Acı olan bu mu? Bilemiyorum...

Bazen kendi sevgini test etmek için öpüştüğün oluyor mu? Bana öyle geliyor.

Bu yazının buraya kadar ki bölümü yaklaşık 2 ay önce yazılmış ve unutulmuş tekrar yazmak için girdiğimde gördüm. Korkuyormuşum, sonuç değişmedi.

Çocuklar heyecanlıdır hemen herşeye... Deniz kıyısına gelince korkuyla birlikte çişleri gelir. Denizin sesi bu hissiyata eşlik eder. Korktukları bu şeye hevesle atılırlar sonrası hüsran tabiki. Bu korku onları korur, heyecanları ise deneyim sağlar büyürler. Neden büyümek isteriz orasını bilmiyorum. İster istemez büyürüz, deneyimleriz, korkarız. Peki, neden içeriği aşikar görünen tercihleri bile isteye yaparız? Hayır, size sormuyorum ya da genelleyerek sizde böyle yaptınız demiyorum. Kendimle konuşuyorum. Genelde gözlemciyimdir, seni tandığımdan beri gözlemlemek şöyle dursun sadece atıldım, koşturdum. Güzel günler geçirdim mutluydum, sevildiğimi hissettim. Sevilmeyi istedim.

Şimdi hayallerimizi yaşadık mı? Sırada ne var, başka hayaller olabilir mi? Bir kapı araladın; kendini sorgulayarak içinde bulunduğun yaşamı değiştirmek. Buraya kadar sen karar vermemişsin gibi. Belki de gerçekten sen karar vermedin. Beni sevdiğini söylemişsin, sevgi benimde için de yok olmayan bir güç. Sevginin türleri olur, çiçek sevgisi hayvan sevgisi vs. Hayır, sevgi var olandır, belki onun miktarı olur, değerleri olur. Bilemiyorum...

Seni çokca iyi anlıyorum sevgilim. Bana sorduğun bazı masumane sorular vardı, aslında benim de bilmediğim. Küçük prensi düşündüm mesela, uyuyamadığın masal istediğin günleri. Sonu kötü biten bir tek hikaye bir tek ayrıntı istemezdin. Üzülür ve yorulurdun, bende öyle. Sonu güzel biten filmler kitaplar, sonu güzel biten işler, arkadaşlıklar, yolculuklar. Nasılda güldürürdü yüzümüzü, kararlar verdirir, göz göze baktırır, tekrar tekrar öpüştürürdü. İçimizdeki güce olan inancımız gitgide büyür, ancak biz küçülürdük. Sonra gerçeklerin dünyasında yaşamaya devam ederdik, büyürdük.

"Büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı,
Bir elma kokusuna tutundum düşerken.
"




İçime lök gibi oturan, bana okuduğun şu cümleleri paylaşmak istiyorum;

"Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, Spartakus kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine.

Sonra Sadri Alışık'ın bir filmini oturup izledim, ne zamandır aklımdaydı. Öylesine bir film ki bu yazının başına tekrar oturtu beni. Filmin sonlarına doğru şu hayati soruyu soruyordu hatun kişi ve diyalog hayatın sonuna kadar son bulmuyordu aslında;

-Ne yapacağız şimdi?
- Bilmem; ama yaşıyoruz, iki kişiyiz ve birbirimizi seviyoruz. Korkma dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur.

Kendime dönüp, dönüp kızıyorum. Belkide ben uykundan uyandırdım seni; korktum, büyüdüm, ah ettim. Büyük bir gizem içinde kapadığın uykulu gözlerin, sırmalara sarınmış tel tel saçların, uykunun derin kokusu ve vücut sıcaklığın. Bu eşsiz anı ne diye uyandırdım bilmiyorum, bunu ben mi yaptım onuda bilmiyorum, sorguladım...

Ve maalesef yine film bana cevapların en nazik ve şairane olanını verdi.

nalesiz var harem-i yâre ki ey dilnale
men-i âsâyişi gül bister-i hâb eylemesin


Yani diyormuş ki; ey gönül sevgilinin odasına inlemeden git ki,
iniltin onun uykuya vardığı gülden yatağın rahatını, sükûnunu bozmasın...

Vay efendim bunları duyduktan sonra içimden çokta yazmak gelmiyor artık. Konuş benimle demişsin, konştum ama anlatabildim mi bilmiyorum. Yazdım işte, çoktan terk ettiğin bir yöntemle.

Sevgiyle kal.♥